(Eki 17, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Eyl 11, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Ağu 28, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Ağu 10, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (May 21, 2020) Açıklamalar Read more...   |   

Leninist gençler, genç militanlar devrimci çalışmalarının ağırlığını nereye vermeliler? Bu sorunun yanıtı can alıcı önemdedir. Çünkü, gençlik, yani sadece Leninist gençler değil, bir toplumsal kesim olarak gençlik, ama özellikle de işçi gençlik faşizme, kapitalizme ve emperyalizme karşı birleşik toplumsal devrim mücadelesinin sonucunu belirleyecektir.

Toplumsal kesim olarak gençliğin, onun içinden de işçi-işsiz gençliğin birleşik toplumsal devrim saflarında Leninist Partinin bayrağı altında toplanması, Leninist gençlerin günlük, pratik devrimci faaliyetine büyük ölçüde bağlıdır. Sorunun yaşamsal önemi buradan geliyor.

Birleşik toplumsal devrim için savaşan ya da savaşmaya hazır, savaşma potansiyeli taşıyan militan gençliğin Leninist Parti bayrağı altında toplanması Partinin devrimde öncü konumuna yükselmesi açısından temel koşullardan biridir. Gençliği kazanmadan güç örgütü olamayız. Güç örgütüne dönüşmeden sosyal reformistlerin ve oportünistlerin kitleler üzerindeki etkisini pratik olarak kırıp kitleleri iktidar hedefine yürütemeyiz. Bunun en somut, canlı örneğini 2013 Haziran Halk Ayaklanmasında gördük, yaşadık. Devrimin laboratuvarı diyebileceğimiz ayaklanmada gördük ki, devrimci programa, devrimci politikalara sahip olmak sayısı milyonlara varan kitlelerin hareketine yön vermek için yeterli değil.

Devrimci program, devrimci hedefler, devrimci politika elbette zaferin temel koşuludur. Bunlara sahip olmayan sosyal reformist ve oportünistlerin ayaklanmayı nasıl sönümlendirdiklerini hep birlikte gördük. Onlar devrimci program, devrimci düşünce ve politikalara sahip değillerdi ama gençlik üzerinde politik etkiye sahiplerdi ve bu sayede ayaklanmada kendi uzlaşmacı politikalarını pratiğe geçirebildiler.

Demek ki, devrimci politika ve programa sahip olmanın yanı sıra, en başta gençliği kendi bayrağı altında toplamış bir güç örgütüne dönüşmek lazım. Güç ve enerji ise, gençlikte, özellikle de işçi ve işsiz gençlikte var. İşçi sınıfı, sınıf savaşında, iç savaşta, ayaklanmada sonuna kadar gitmeye yetenekli tek sınıftır. İşçi gençlik ise, işçi sınıfının en dinamik, en atılgan, en gözü pek ve cesur kesimidir. İşte, partimiz saflarında, partimizin bayrağı altında birleştirmemiz, toplamamız gereken gençlik kesiminin başında işçi gençliği saymamızın nedeni budur. İşçi gençlikle birlikte işsiz gençliği de bu şekilde düşünmemiz lazım. Çünkü çalışan işçi gençlikle, işte atılmış, işsiz kalmış işçi gençlik arasında toplumsal, sınıfsal koşullar anlamında bir fark yoktur. Bugün bir fabrikada, atölyede ya da başka bir yerde çalışan bir genç yarın aniden kendini işsiz gençlik saflarında bulabilir; buluyor da.

Şüphesiz gençliğin en önemli bileşenlerinden biri de öğrenci gençliktir. Öğrenci gençlik, toplumsal konumu, entelektüel yapısı, toplumsal gerçekleri çabuk kavrama yeteneği, bilgisi, aklı, vicdanı ve toplumun emekçi sınıflarıyla bağları nedeniyle her zaman devrim mücadelesinin en ön saflarında yer almıştır. Gerici/faşist iktidarlar uzun on yıllar boyu öğrenci gençliği devrim saflarından koparıp almak için ellerinden geleni yapmış, devletin ve sermayenin tüm olanaklarını bu amaç için seferber etmişlerdir. Tüm bunlara rağmen, eğitim sistemini baştan sona dinci faşist temelde yeniden ve yeniden örgütlemelerine rağmen amaçlarına ulaşamadılar. Öğrenci gençlik, 60'lı yıllardan bu yana devrim saflarındaki yerini sağlamlaştırarak koruyor.

Türkiye ve Kürdistan'ın nesnel koşulları, işçi, işsiz, köylü gençliği, Kürt halkının gençliğini sürekli birleşik devrim saflarına itiyor. Gençliği devrim saflarından koparmak için başvurdukları her çare, her baskı ve terör politikası faşizmin amaçladığı hedeflerin tam tersi sonuçlar vermiştir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin eylemi bunun son örneği olmuştur. Bu son örnek sonuncu değil ve gelişmeler bu yönde akmaya devam edecektir.

Açlık, sefalet, yoksulluk, işsizlik toplumda sürekli artıyor ve bu toplumsal olgular arttıkça gençliğin birleşik devrim saflarına akışı da genişliyor. Açlık, sefalet, işsizlik öğrenci gençlik dahil, tüm gençliği; genç insanlarla birlikte onların ailelerini, yakınlarını vuruyor, yıkıma uğratıyor. Açlık ve sefalet artık her yerde ve toplumun tüm emekçi sınıflarında kol geziyor.

Bu koşullarda, Leninist gençliğin yapması gereken şey son derece açıktır: İşçi gençliğe, işsiz gençliğe, yoksul, aç, sefalet içine düşürülmüş gençliğe gitmektir. En başta yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken görev budur.

Evet, bu görevdir; hem de bir saniye bile ertelenmeyecek bir görevdir. Bu gençlik yoksul mahallelerdedir. Bu gençlik fabrika ve atölyelerdedir. Bu gençlik artık her yerdedir ama özellikle yoksul mahallelerdedir. Kürt halkının yoksul mahallelerindedir. Semt pazarının kapanış saatinde, artan seçze ve meyveleri toplayan yoksul ailelerin evlerindedir. Ve bunların sayıları binlerle, on binlerle değil, artık milyonlarla ölçülüyor.

Leninist gençlik işte bu toplumsal güçlere gitmeli, bu toplumsal güçlerin olduğu yoksul emekçi semtlerine, mahallelerine gitmeli, onlarla orada, evlerinde buluşmanın yollarını bulmalıdır. Başta İstanbul olmak üzere, bütün illerde bu yoksul mahalleler sayılamayacak kadar çoktur. Buradaki aileler ve onların gençliği birleşik toplumsal devrimin potansiyel gücüdür.

Milyonlarla ölçülen bu güç orta yerde dururken kim insan yokluğundan söz ederse önce kendine bakmalı, kendini sorgulamalıdır. Evet, Lenin, bu koşullarda “insan yokluğu”ndan şikayet edenleri çok sert biçimde eleştirir ve böylelerinin “bolşevik” sıfatına layık olmadıklarını, haklı olarak söyler. Bizdeki durum da şimdi Lenin'in eleştiri yaptığı durumun aynısıdır. Kimse “İnsan yok” diyemez, dememeli. İnsan yok diyen emekçi sınıfların en yoksul semtlerine gitsin. Orada, evlerde mücadeleye atılmaya hazır yüzlerce, binlerce genç bulacaktır.

Yoksul insanlar karakterli insanlardır. Kapısını çalana kapıyı açar. Leninist gençler yoksul ailelerin kapısını çaldıklarında o kapılar onlara açılacaktır. Dahası, yoksul aileler, evinde bir tas çorba kaynatamayacak duruma düşürülenler, kapısını çalanları asla unutmazlar. Bu ailelerin ve onların gençliğinin kaybedecek bir şeyleri yoktur ve tam da bu nedenle hem kavgaya atılmaya hazırlar hem de kavgaya bir kez atıldıklarında sonuna kadar gitme kararlılık ve cesaretini gösterirler. Çünkü devrim onların bayramıdır. Devrim yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin, faşizmin baskı ve terörü altında inleyenlerin bayramıdır.

Leninist gençler işte bu güçlere gitmeli ve onlarla devrim üzerine, devrimci mücadele biçimleri üzerine, devrimci mücadelenin araçları ve örgüt biçimleri üzerine açıkça, çekinmeden konuşmalı; onları bu mücadeleye çağırmalılar.

Ayaklanmaya yatkın, isyan etmeye hazır, buzdolabı boş, çocuklarına yedirecek bir lokma ekmek bulamayan yoksul insanlarla “hak-hukuk” üzerine değil, doğrudan ayaklanma, devrim, zenginlerin saltanatının, düzeninin yıkılması hakkında konuşulmalı. Devrimden ve devrimle birlikte iktidarı ele geçirmekten başka kurtuluş yolu olmadığı; bunun için ayaklanmanın tek çare olduğu iki anlama gelmeyecek biçimde anlatılmalıdır. Propaganda ve ajitasyon çalışmasının içeriği bu yönde olmalıdır.

Partiyi, partinin görüşlerini, sloganlarını görünür kılmalıyız. Partimizin birleşik devrim, ayaklanma, Geçici Devrim Hükümeti hakkındaki görüşleri; bankaların, büyük toprak mülkiyetinin, tekellerin, holdinglerin, fabrikaların, büyük ticaretin, emperyalist şirketlerin ve mal varlıklarının kamulaştırılması gibi bu hükümetin alacağı önlemler, çeşitli araç ve yöntemlerle, özellikle emekçi sınıflara, yoksullara, işçi ve işsiz gençliğe duyurulabilmelidir.

Emekçi sınıflar, yoksul kitleler, Kürt halkı zenginlerin, burjuvaların tüm zenginliklerine el konulmasını istiyorlar. Çünkü burjuvaların ellerindeki zenginliğin kendilerinden çalınmış olduğunu her gün daha çok bilince çıkarıyorlar. Sosyal reformistler, bunun farkında olarak, şimdi büyük kuruluşların, şirketlerin vb. kamulaştırılması; devletin yoksullara, özellikle pandemiden dolayı yardım etmesi gibi talepler öne sürüyorlar. Onlar, emekçilerden yana görünürken gerçekte onları aldatıyorlar. Çünkü öne sürdükleri önlemler faşist iktidar, faşist devlet tarafından gerçekleştirilirse bu, faşist devletin, faşist iktidarın kitleler üzerindeki etkisini güçlendirmekten, sermaye sınıfının egemenliğini sağlamlaştırmaktan başka bir sonuca yol açmaz.

Partimiz de burjuva sınıfın tüm zenginliklerine el konulmasını savunuyor. Ama bunu faşist devletin, faşist iktidarın, sermaye egemenliğinin sürdüğü koşullarda değil, bunlar bir devrimle yıkıldıktan sonra ya da daha yıkılırken, devrimci halk iktidarı kurulduktan sonra, halk iktidarının devrimci hükümetinin ilk icraatları olarak ileri sürüyor. Aradaki fark büyüktür. Onların öneri ve programları sermaye egemenliğini sağlamlaştırmaya, faşist devletin kitleler üzerindeki etkisini güçlendirmeye yarıyor. Partimizin yolu, faşist devleti, faşist iktidarı ve bunların dayandığı sermaye iktidarını yıkma yoludur.

Leninist gençler, bu gerçekleri gençliğe, öğrenci gençliğe anlatarak sosyal reformist parti ve örgütlerin gençlik üzerindeki etkisini kırmak için sistemli bir mücadele yürütmeliler.

Görevimiz gençliği kazanmaktır. Birleşik toplumsal devrimin geleceği bu görevi ne derecede yerine getirdiğimize bağlı olacak!

Login Form