(Haz 10, 2019) Açıklamalar Read more...   |    (Ara 20, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (May 05, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (Şub 23, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (Oca 14, 2018) Açıklamalar Read more...   |   

Bu savaş bizim değil! Türk ordusu işçi ve emekçilerin çıkarına olmayan bir savaşa girdi. Daha açık söyleyelim. Şu anda “bizim hükümetimiz” biz işçilerin çıkarlarına aykırı bir savaşı başlattı!

“Milli çıkarlar” diye bir şey yoktur, bu kocaman bir aldatmacadır! Zenginlerin çıkarlarıyla biz işçilerin, emekçilerin, yoksulların çıkarı nasıl bir ve aynı olabilir? Tüm yaşamımıza bakalım. Toplumsal yaşamın her alanına bakalım. Nerde, nasıl, ne zaman ortak çıkarlarımız oldu bu zenginler ve onların hizmetkarlarıyla? En basitinden, bizim ücretlerimiz artsa onların karları azalır; bizim sosyal-sendikal haklarımız genişlese, onların egemenlik alanı daralır; toplumsal özgürlükler genişlese, grevler yasaklanmasa, gösteri ve yürüyüşler bastırılmasa, Somalı madenciler örneğinde olduğu gibi işçi eylemleri barikatlarla engellenmese... karşımızdaki patronların eli zayıflar pazarlıklarda. Bizim çıkarımıza olan patronların ve zenginlerin çıkarına aykırıdır. Ve tersten, onların çıkarına olan, bizim çıkarımıza aykırıdır. Hem onları hem bizi ortak bir paydada birleştirecek ortak çıkarlarımız YOKTUR! Onlar daima kendi çıkarlarını “milli çıkarlar” diye pazarlıyorlar bize. “Milli çıkarlar” bizim değil, burjuvaların çıkarlarıdır. Reddediyoruz!

Kahramanlık edebiyatı yapıyorlar. Savaş çığırtkanlığı yapanların hangisinin çocuğu askere gidiyor? Hangisi dillerinden düşürmedikleri “vatan uğruna” bedel ödüyor? Sesi en çok çıkanlar “vatan uğruna” hiçbir bedel ödemeyenlerdir! Onlar istiyorlar ki, onların çıkarı demek olan “vatan” için biz ölelim, öldürelim. Onlar zevk ve sefa içinde yaşasın, onların çocukları dünyayı dolaşsın, her birinin dünyanın dört yanında konakları, villaları bulunsun, onların servetleri “off-shore adalarda” vergi cennetlerinde istiflensin dursun, her birinin cebinde en az bir “yabancı ülke” pasaportu olsun... Sonra da bu “vatanseverlerin” çığırtkanlığına kanıp biz kanımızı akıtalım! Sadece kendi kanımızı da değil, kardeş halkların kanını akıtalım!

Hatırlayın, ne diyordu Nazım Hikmet? Vatan çiftliklerinizse, /kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, /vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, /vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, /fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, /ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, /vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, /vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, /ben vatan hainiyim.” Evet, biz “vatan hainiyiz!” Bu zenginlerin vatanı bizim vatanımız değil! Bizim cehennemimiz, bizim hapsanemiz bu vatan! Eğer siz kendi yoksul hanelerinizden oluşan “vatanınızı” seviyorsanız, yıkın bu sarayların saltanatının hüküm sürdüğü vatanı! Yıkın! Ve işte o zaman emeğin vatanını dilediğinizce sevme hakkınız olacak. İşte o zaman kardeş halklarla birlikte birbirimize düşman olmadan yaşama imkanımız doğacak!

“Sınır güvenliği” diyorlar! İnanıyor musunuz? Kaç yıldır kendi sınırlarını “cihatçı otobanına” çeviren bunlar değil miydi? Dünyanın dört bir yanından gelen katil sürüsünü, kelle kesen, kadınlara tecavüz eden, çoluk çocuk herkesi katleden ortaçağ canilerini sınırdan Suriye’ye sokan bunlar değil miydi? Bu caniler gündüz Suriye’de çatışıp gece Reyhanlı’da, Kilis’te evlerde kalmıyor muydu? Yaralandıklarında hastanelerde bakıma alınmıyor muydu? Libya’dan getirilen tank dahil tüm ağır silahlar o sınırlardan cihatçılara götürülmüyor muydu? TIR’larla silah ve mühimmat o sınırlardan geçirilmiyor muydu? “Sınır güvenliği” ha! İnanan var mı bu sahtekarlara?

Bu sahtekarların asıl derdi Kürt’lerin özgürlüğüne kavuşmalarını engellemektir. Yanı başında bir Kürdistan devriminin yaşanmasına tahammül edemiyorlar. Edemezler! Kanla boğmak istiyorlar Kürt halkının her özgürlük adımını. Utanmadan Cizre’de bodrumlarda diri diri yaktıkları insanları hatırlatıyorlar. “Yaktık, çukurlara gömdük, şimdi de sınırın ötesindeki yönetimlerinizi yakıp yıkacağız” diyorlar. Bir halkın kendi geleceğini belirlemek istemesini kanla ateşle bastırmak istiyorlar. “Sınır güvenliği” imiş, “terörmüş” hepsi yalan!

Her gün televizyonlarında ağzından kan damlayan “çok bilmişleriyle” yalanlar söylüyorlar. Sınırda askercilik oynuyor sahte “gazeteciler” topluluğu. Başka zaman en “demokrat” geçineni Kürt düşmanlığında en aşağılık alçak olduğunu kanıtlarcasına küfürler savuruyor. Cümlesinin kaleminden, ağzından pislik akıyor, kan damlıyor. Hepsi, hepsi! Unutmayın bu alçaklar topluluğunu. Unutmayın ve asla affetmeyin!

Gerçekleri söylememizden nasıl da korkuyorlar! Bakın, sürmekte olan savaşa “savaş” dememiz bile yasak! Devlet onların devleti. Ordu ve polis onların. Yargı onların. Üniversiteler onların. Din-diyanet onların. Bırakın savaşa karşı çıkmayı, “savaş” dediğimizde tutukluyorlar, yargılıyorlar! Kendileri her türlü yalanı bütün kanallardan söylüyor, biz doğruları söylemeye kalktığımızda saldırıyorlar! Sonra da “milli birlik, milli çıkarlar, ulusal güvenlik” masalları okuyorlar. Bizim zenginlerle, onların hizmetkarlarıyla, onların devletiyle, ordusu ve polisiyle ortak hiçbir çıkarımız yok. Biz onlarla aynı “ulustan” değiliz. Biz işçiler ve emekçiler “ulusuyuz.” Onlar “zenginler ulusu!”

Bize sınırın ötesindekileri düşman belletmek istiyorlar. Oradaki yoksul emekçi kardeşlerimizin bizim düşmanlarımız olduğunu söylüyorlar. Hayır! İşçinin, emekçinin gerçek düşmanı sınırların ötesinde değil! Burada, sınırların içindedir bizim düşmanımız. Bizi işsiz bırakanlardır. Bizi en ağır şartlarda en düşük ücretlerle çalışmaya zorlayanlardır. Anayasadaki göstermelik haklarımızı bile kullandırmayanlardır. Ağzımızı her açtığımızda sırtımıza cop indirendir. Her protestomuzda bize azgınca saldıranlardır. Grev dediğimizde “yasak” diye haykıran, “bizim dönemimizde grev yapılmasına müsaade etmedik” diye övünenlerdir. Emir komutayla bizi hapsanelere tıkan, ağır cezalar verenlerdir. Televizyon kanallarından, gazete köşelerinden aklımızla alay edercesine sürekli yalanlar yazıp söyleyenlerdir. Bizim düşmanımız tüm bunları doğuran bu sömürü düzeninin ta kendisidir. Düşmanımız sınırların dışında değil, içindedir. Gerçek düşman içerdedir! Tüm güçlerimizi bir araya getirmeli, gerçek düşmanımızı alt etmek için yüklenmeliyiz. “Dışardaki savaşa” karşı sesimizi yükseltmek, içerdeki düşmanla esaslı bir savaşa girişmek zorundayız. Hep birlikte, tüm gücümüzle gerçek düşmanımıza yüklenelim!

Kardeş Kürt halkını imha etmeye dönük bu savaşa karşıyız. Ve haykırıyoruz: Gerçek düşman içerde!

Login Form