(May 21, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Nis 30, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Nis 08, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Oca 28, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Kas 18, 2019) Açıklamalar Read more...   |   

Halkların ve emekçi sınıfların devrimci dönüşüm isteğinin nasıl bir hız kazandığı konusu üzerinde durmaya gerek yok. Her şey gözler önünde. Şu kadarını söylemek yeterli olmalı: Kapitalizme, emperyalizme, faşizme ve her türlü gericiliğe karşı ayaklanma ve isyanlar tüm kıtaları sarmış durumda. Son bir kaç ay, bu gelişmenin hızının tavan yaptığı aylar oldu.

Tüm ayaklanma ve isyanlarda gençlik son derece etkin bir rol oynuyor. Irak, İran ve Lübnan, yanı başımızdaki örnekler olarak, gençliğin ayaklanma ve isyanlarda nasıl etkin bir rol oynadıklarının somut, gözle görülebilir, elle tutulabilir örnekleri oldular. İsyan-ayaklanma-devrim fırtınası etki ve hızından bir şey kaybetmeden devam ediyor.

Gençlik, bu fırtınanın estiği istisnasız bütün ülkelerde, cesaret, atılganlık ve cüret örnekleri göstererek ayaklanmaların sürükleyici gücü oluyor. Türkiye ve Kürdistan’da durum farklı değil. Gençlik, her iki ülkenin yakın tarihinde faşizme, kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelede çok etkin, sürükleyici bir rol oynadı. Gelecekte de böyle olacak. Tıpkı 2013 Haziran Halk Ayaklanmasında ya da 6-8 Ekim Serhıldanında olduğu gibi..

Devrimci durumun olgunlaştığı günümüz koşullarında tarih sıçramalarla ilerliyor. Devrimci bir sıçramanın, kitlelerin devrimci bir atılımının ne zaman ve hangi biçimlerde karşımıza çıkacağını önceden kestirmek neredeyse mümkün değil. Öyleyse yapılacak şey, her an karşımıza çıkabilecek devrimci gelişmelere, ayaklanmalara, isyanlara, devrim girişimlerine şimdiden ve her an hazır olmaktır.

Leninist gençliğin tarihsel görev ve sorumluluğu bunu gerektiriyor. Çünkü, harekete geçen ve geçecek devrimci kitleleri politik iktidarı ele geçirmeye yönlendirme perspektifine sahip tek güç, Leninist Parti ve onun gençliğidir.

Karşımıza her an ve önceden bilemeyeceğimiz biçimlerle çıkacak ayaklanma, isyan ve devrim girişimlerine önceden hazırlık, her şeyden önce gençlik kitleleriyle, işçi ve işsiz yoksul gençlikle sıkı bağlara sahip olmayı gerektirir. Devrimi gerçekleştirecek, burjuvazinin her türlü iktidarına son verecek olan devrimci kitleler ve emekçi kitlelerin en enerjik, en dinamik, en atılgan kesimi olan gençliktir.

Fakat devrimin bu toplumsal güçlerinin burjuvazinin politik iktidarını yıkma ve kendi iktidarlarını kurması kendiliğinden olacak bir şey değildir. Devrimin toplumsal ordusu, emekçi sınıflar ve emekçi sınıfların gençliği doğru politik bir önderlik altında hareket ediyorlarsa bu hedefe ulaşabilirler.

Irak, İran, Lübnan, Şili ve daha başka ülkelerde ortaya çıkan ayaklanmaların daha çok devrimci yanlarını öne çıkardık. Böyle yapmakla doğru da yaptık. Ancak, devrime çok yaklaşan bu ayaklanmaların eksik ve zaaflarını da görüp onlardan ders almamız lazım. Bu ayaklanmalar bir toplumsal devrime çok yaklaşmalarına rağmen neden burjuva iktidarları yıkıp halkın iktidarını, emeğin iktidarını kurma noktasına ulaşamadılar?

Bu soruya yanıt olarak pek çok şey sıralanabilir. Ancak bu yanıtlardan sadece biri temeldir, esastır. O da şudur: Ayaklanmacılar, kendilerini burjuva iktidarı, burjuva devlet aygıtını yıkıp kendi iktidarlarını kurmaya yönlendirecek perspektife, devrimci anlayışa sahip bir devrimci komünist parti önderliğinden yoksunlar. Temel sorun bu.

Türkiye ve Kürdistan’da Leninist gençlik, ortaya çıkan örneklerden ders almayı bilmek zorunda. Dolayısıyla, önümüze çıkacak ilk ayaklanmada gençliği doğru yönlendirmenin yaşamsal önemde olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Ancak şu da akıldan çıkarılmamalıdır: Gelecekte ortaya çıkacak ayaklanma, isyan, devrim girişimi gibi alt üst edici toplumsal hareketlerde yer alacak gençlik, kendilerini yönlendirmek için Leninist gençliği beklemeyecek. Ya da, kaba bir ifadeyle, “gelin bizi yönlendirin” diye çağrı yapmayacak.

Bugün ve gelecekte gençlik hareketine yön verebilmenin, onu politik iktidar hedefine yönlendirebilmenin yolu, şimdiden gençlik kitleleri içinde politik, ideolojik, örgütsel ve başka akla gelebilecek her bakımdan etkin olmaktır.

Gençlik kitleleri, özellikle de işçi-işsiz yoksul gençlik kitleleri arasında etkin olmanın yolu onlarla sıkı bağlar kurmaktan geçiyor. Temel olan, yakalanması gereken asıl halka budur. Yoksul işçi/işsiz gençlikle, öğrenci gençlikle sıkı ve sağlam bağlar kurmak, her şeyden önce onlarla sıkı ilişkiyi gerektirir. Günümüzün en önemli devrimci görevi budur. Leninist Partinin gençlik içinde, özellikle de işçi ve işsiz gençlik arasında güçlenmesi devrimin zaferi açısından yaşamsal önemdedir.

Bu görevin yerine getirilebilmesi için, Leninist gençliğin, Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihinden yararlanacağı büyük bir birikim, zengin bir deneyim var. Her şeyden önce, örneğin 70’li yıllarda, genç devrimci kadrolar, militanlar, evleri sırtında, her şeyleri devrime adamış, cesaret, hırs, kendine ve partisine büyük bir özgüvenle, zafere kesin inanç ve en önemlisi, partizan bir ruhla hareket ederlerdi. Ne “özel” yaşamları, ne de bunun ortamı vardı onlar için. Böyle olunca, duyguları, düşünceleri, hareket biçimleri, özlemleri, beklentileri; kısaca akla gelebilecek her şey Parti ve devrimin gelişmesine bağlanmıştı. Bugün ihtiyacımız olan şey budur.

Her pratik eyleme, devrimciliğin ilk gün heyecanıyla koşmak, saflara yeni taze genç güçler katmak için bir gün bu evde, ertesi gün şu evde sabahlamak, saflara katılabilecek bir genç için, saatlerce yol katetmek militan gençlerin yaşamında sıradan şeylerdi. Bunlar, kimse onlara bir şey söylemeden, kimse önlerine görev koymadan yapılan çalışmalardı.

Gençlik devrim istiyor. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Ancak, devrim isteyen gençlik, neyi nasıl yapacağını, nasıl hareket edeceğini kendisine söyleyecek öncüsünü arıyor. Bunu sadece Leninist gençlik yapabilir çünkü sadece Leninist Parti devrimi pratik bir sorun olarak görüyor; sadece Leninist Parti proletaryanın ve emekçi sınıfların önüne başlıca, ilk ve temel görev olarak iktidarı bir devrimle ele geçirmeyi koyuyor.

Bu düşünce işçi/işsiz, öğrenci tüm gençliğe götürülmeli. Sosyal reformist partiler ve oportünistler bu düşünceyi gençlik kitlelerine götüremezler çünkü böyle bir düşünceleri yok. Onlar, devrim ve iktidarın fethinden söz etmek zorunda kaldıkları zamanda bile, hemen arkasından bir “ama” yapıştırıverirler. Devrim isteyen gençliğe bu düşünce en saf, en anlaşılabilir haliyle sadece Leninist gençlik tarafından götürülebilir.

Hangi araçlarla? Toplantılar, seminerler, forumlar düzenlemek ve en önemlisi gençlerle bire bir sıkı ilişkiler kurmak akla gelebilecek ilk araçlardır. Forum, seminer gibi çalışmaların ilk örnekleri ortaya çıkmaya başladı. Tutulan yol doğru ama henüz çok zayıf. Toplantılar, seminerler, forumlar, tartışmalar mutlaka sıklaştırılmalı. Gençlik hareketinde kitleselliğin onbinlerle ölçüldüğü 70’l yıllarda bu tür faaliyetler gençliğin hem bilinçlendirilmesinde hem de devrimci saflara kazanılmasında temel bir rol oynamıştı.

Denilebilir ki, bunlar devrimci faaliyetin klasik biçimleridir oysa çağımız değişmiş, bilim ve teknoloji çağı olmuştur. Onun için yeni biçim ve teknolojiye dayalı araçlar kullanılmalıdır. Böylesi muhtemel bir itiraza söyleyeceğimiz şudur: Bunlar karşı karşıya konulacak biçim ve araçlar değildir. Bilim ve teknolojiye dayalı biçim ve araçlar devrimci faaliyette mutlaka etkin biçimde kullanılmalıdır. Özellikle propaganda ve iletişim konusunda örneğin, internet etkin biçimde kullanılmalıdır. Fakat bunlar devrimci faaliyetin klasik biçimleri olan bire bir ilişki, toplantı, forum, seminer, tartışma gibi araçların yerine geçirilmemelidir. Hepsinin yeri başkadır. Şimdi yapmamız gereken şey, bunların tümünü etkin biçimde kullanmaktır.

Propaganda ve ajitasyon için, kafası bilgiyle dolu, akıcı ve etkili biçimde konuşabilen, düşüncelerini berrak biçimde ifade edebilen, konuşmasıyla dinleyenleri anında etkileyebilen genç, Leninist kadrolara ihtiyacımız var. Bir devrim sürecinden geçiyoruz ve bu yüzden şimdi böyle yetenekli gençlerin önemi on kat daha artmıştır. Bu yeteneğe sahip gençleri bulup faaliyete katmayı bilmeliyiz.

Gençlik devrim istiyor. Bu şüphe götürmez. Ama, nasıl oluyor da, aynı gençlik devrimle alakası olmayan sosyal reformist partilerin ve oportünist hareketlerin saflarına gidebiliyor? Bu soru, gençlikle ilk temas kuranın kim olduğuyla açıklanabilir. Devrim isteyen gençlik aynı zamanda arayış içinde olan bir gençliktir. Dolayısıyla, hangi politik akım onunla ilk teması kurarsa gençlik de onun safına katılıyor. Çünkü bu politik akımlar gençliğe giderken gerçek sosyal reformist-oportünist kimlikleriyle değil, devrimci maskesiyle gidiyorlar. Doğal olarak arayış içindeki gençlik bunları gerçek devrimci güçlerden ayırt edemiyor ve onların saflarına katılıyor.

Bunu nereden anlıyoruz? Bunun iki tartışılmaz kanıtı var. Birincisi, sosyal reformist partilerin ve oportünistlerin Leninist Partinin slogan ve düşüncelerini utanmazca aşırmaları; olaylar ve olgular karşısında sıkıştıkları her yer ve zamanda Leninist Partinin düşünce ve tezlerini tekrarlamaları. Ama bunu sadece sıkıştıklarında ve gerçek politik içeriklerini gizlemek için yapmaları. İkincisi, bu çevrelerin gerçek yüzünü gördükten sonra onlardan ayrılan gençlerin bolluğu. Ne var ki, bu çevrelerle ilk teması kurup onların safına katıldıktan bir süre sonra bu gençler onlardan ayrılsalar da bir daha devrimci mücadeleye dönmüyorlar. Bu durumdaki gençlerin etrafta oldukça fazla sayıda olduğunu biliyoruz.

Buradan çıkarılacak sonuç, genç, taze güçlerle ilk teması kurmanın çok önemli olduğudur. Gençliğe güvenmeliyiz ve bu güvenle gençliğin devrimci enerjisine akacak kanallar açmalıyız. Sokak savaşları, irili-ufaklı demeden tüm pratik eylemlere katılmak ve gençleri buna katmak; gençliği devrimci saflara katmanın en etkili yollarından birisi budur.

İddialı ve kendimize güvenle hareket etmeliyiz. Başka gençlik çevreleriyle, politik hedefi ve eylem biçimi doğru belirlenmiş olması koşuluyla, eylem birlikleri geliştirmekten çekinmeyelim. Gençlik bizi eylem içinde tanısın. Şunu akıldan çıkarmamalıyız ki, içinden geçmekte olduğumuz yoğun tarih döneminde her şey gibi gençlik de değişiyor, uyanıyor, devrimcileşiyor. Öğrenci gençlik, işçi ve işsiz yoksul gençlik yoksulluk, sömürü ve işsizlikten kurtulmak; özgür ve insanca yaşamak için bu düzenin yıkılması gerektiğini her geçen gün daha iyi anlıyor. Gençlik, kitleler halinde devrimcileşiyor. Devrimcileşmiş bir gençlikle en sağlam bağlar, en sıkı ilişkiler eylem alanlarında kurulur.

Gençliği Leninist saflara kazanmak günün en acil görevidir.

Login Form