(May 21, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Nis 30, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Nis 08, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Oca 28, 2020) Açıklamalar Read more...   |    (Kas 18, 2019) Açıklamalar Read more...   |   

II. Kongre'de yapılan sunumlardan...

Merhaba yoldaşlar,

Dışardan bir göz gibi -objektif- bakmaya çalıştığımda, büyük oranda yayınlarımızın da etkisiyle, politik gelişmeleri daha iyi tahlil edebildiğimizi görüyoruz.

Emperyalist-kapitalist sistem ekonomik anlamda bir hayli zor durumda. Sürekli sıcak savaşlara girmek istiyor ve bunun için neredeyse tüm ülkelere-çevrelere kışkırtıcılık yapıyor. Rojava’ya her ülkeden gönderilen katil sürüleri bunun bir göstergesi, Avrupa ülkelerine kadar sıçramış bombalı eylemler bunun bir göstergesi, emperyalizmin merkezlerinden olan ABD’nin insanlarını sınır dışı etmekle tehdit etmesi bunun bir göstergesidir. Bunun gibi daha onlarcasını sayabiliriz.

Her yeni güne uluslararası bürokrasilerden gelen açıklama ve -olası bir savaş için- konumlanma haberleriyle başlıyoruz. Büyük ülkeler her gün askeri teçhizatını arttırıyorken, sınırlara asker yığmalar, ağır silahların alım satımı, nükleer savaş denemeleri gibi gelişmeler görüyoruz. Tüm bu gelişmeler yaşanırken bizler buna seyirci kalabiliyor, daha da kötüsü kendimizi olayın sanığı değil tanığı olarak görebiliyoruz. Bizden kastımız sadece Partimiz değil, Türkiye devrimci hareketin neredeyse bütün özneleri… Neredeyse diyoruz, çünkü ulusal bile olsa devrimde oynadığı (oynayacağı) rolden dolayı Ulusal Kürt Hareketi sıcak savaşın bir öznesi konumundadır. Özellikle Rojava’da süren sıcak savaş dengeleri değiştirebildiği için UKH gelişmelerin birebir öznesi durumdadır ve onları hesaba katmadan yapılan hiçbir proje pratiğe uymayacaktır.

Diğer ülkelerdeki komünist hareketler de aslında Türkiye’ye benzer bir süreçten geçmektedir. Tıpkı Türkiye gibi, özellikle Avrupa ülkelerindeki patlamalar, kolluk kuvvetlerinin şiddetli saldırıları, mülteci krizinin de etkisiyle işsizliğin artması gibi gelişmeler o devletlerin kendi halklarını yönetmede zorlandığına işarettir. Ancak bu baskılara karşı devrimcilerin örgütlülüğü burada olduğu gibi yeterli olmamakta. Biz dışardan onların devrimci hareketlerinden çok kitlesel halk hareketlerini takip edebiliyoruz. Bunun tabii ki bir nedeni de dünya geneli komünist hareketin hem kopukluğu hem de teorik birikim yetersizliği. Bundan kastımız şudur: Tıpkı bizde olduğu gibi diğer ülkelerdeki gençlik kendi tarihine çok fazla hakim olmamakla birlikte yozlaşma, gericileşme, her türlü sapma akımı örnek almakta, bireyselleşmektedir ve önemli bir kısmı Marksizm-Leninizm külliyatına yabancıdır. Emperyalizmin soğuk savaş sonrası çabalarının meyve verdiğini bizim kuşaklara bakarak da anlayabiliriz.

Bize baktığımızda ise yukarıda bahsettiğimiz sorunlardan biz de mustaribiz. Bu noktada örgütlenmemizde de sorun yaşadığımız genç insanların bir takım özelliklerine değinmek gerekir. Zira genç nesli anlamadan genç işçileri de beyaz yakalıları da üniversitelileri de anlamakta ve iletişim kurmakta zorluk çekiyoruz.

Eğitimsizlik, bireyselcilik, bencillik gibi özellikleri ağır basan genç bir kuşağımız var. Uzun yıllardır mücadele eden yoldaşlarımız bunu daha rahat gözlemleyebilirler ama belki anlamlandırmakta zorluk çekebilirler. Bizlerin aldığı hiçbir örgün eğitim onlarınki kadar kaliteli olmadı. Biz daha çok kendimizi -mesleki anlamda- iyi pazarlayabileceğimiz şekilde yetiştirilmeye çalışıldık. Aldığımız-alamadığımız kültür bireysel olduğu için örgütlenmede çok zorluk çekiyoruz. Örgütlenirken bile güvensizlik duyuyor, yapamazsam zaten bırakırım, gözüyle bakıyoruz. Tıpkı bir iş gibi… Son birkaç yılda özellikle genç kuşaklardaki insan değişiminin -elbette yalnızca- bir nedeni baştan sona bencil ve kariyerist yetiştirilmemiz. Bir diğer neden gençlerin iş yapma şeklinin farklı olması: Ufak da olsa bir iş yaparken tüm dikkatini ona vermek ve onda başarılı olmak biraz da kendimizi sınamak gibi oluyor. Yani ufak bir işi bile yapamayınca moralin bozulması bizler için alışıldık bir durum – sürekli başarılı olmaya kodlandık çünkü. Bu nedenle özellikle tecrübesiz yeni yoldaşlarımızın omuzlarına kaldıramayacağı yükler yüklememek, onlara yapabileceği işler vermek yerinde olacaktır.

Yalnız Gezi Ayaklanmasında durum farklıydı; orada bireysellik ortadan kalktığı için tüm yetenekleri genç kuşaklar sergileyebildiler. Kitlesel hareketlenmelerde bir işe yarayan genç neslin teknolojik ve sosyal donanımı maalesef kitle hareketi sönümlendiğinde ortadan ya kalkıyor, ya da kullanılmadığı için çürüyor. Kitlesel hareket olmadığı zamanlarda toplumca depresyonunun eşiğine gelmemiz biraz da başaramamanın yarattığı umutsuzluktan dolayı oluyor.

Bu noktada önerimiz şu olacak; her insana iyi yaptığı işleri verelim ve bunu bizden bağımsız yapmalarına izin verelim: Bazen bir işin kitabına uygun olmasına özen gösterelim derken iş’i korumak adına iş yaptığımız insanlara ‘biz’i kavratamıyor, yaptığımız iş sönüp gidiyor ve sonunda örgütlülük olarak bize dönemiyor. Çünkü bize yardım ediyormuşçasına -bizdenmişçesine değil- ona gidiyoruz. Hatta bazı zamanlarda bunu kendi komitelerimizde de yapıyoruz. Mesela içinde sanatsal üretim ya da yaratıcılık barındıran işlerde politik birlikteliğin kıstas alınması o işin yaratıcılığını da öldürebiliyor, kişiyi de baskılıyor. Bu alanlarda sorumlu olan yoldaşların da temel kaygısı bu olmamalı. Örgütleme, örgütlü iş yapma daima aklımızda olmalı ancak eğer bu iş yapmamıza engel hale geliyorsa belirli noktalarda esnek davranmalıyız. Biz bir aile şirketi değiliz, işimiz insanlarla ve kitlelerle. Ve dünyada hiçbir kitle tek bir bileşenden oluşmuyor. Hiçbir devrim tek bir özneyle örgütlenmiyor. O nedenle politik bilincimize ve tarihimize güvenerek, güvendiğimiz ve samimi bulduğumuz yeni insanlarla korkmadan iletişime geçebilmeli, korkmadan birlikte iş yapabilmeliyiz, yapmalıyız da. Bir yoldaşın da dediği gibi hata yapmıyorsak, hiçbir şey yapmıyoruz demektir.

Hata yapmaktan korkmayın diyoruz genç yoldaşlarımıza, ancak örneğin deneyimli yoldaşlarımızla iş yaparken son sözün onlardan çıkmasını bekliyor, onlarla zıt düşmekten kaçınıyoruz. Neden? Onların okuduğu kitapları okumuyor muyuz? Onların geçtiği pratikten geçmiyor muyuz? Onlar gibi kararlı olamıyor muyuz? Tabii ki hepsini yapmaya çalışıyoruz, yapıyoruz da… Ancak hem biraz kolaya kaçma hem de biraz deneyimli yoldaşlarımızın deneyimlerini -bazen belki de- çok paylaşması işleri zorlaştırabiliyor. Gereken yerde sormak, deneyim aktarımı yapmak çok önemlidir. Ama bunun bir sınırı olmalı, insanlarımız tek kaldığı, yanında kimseyi bulamadığı zaman da karar vermekte zorlanmamalı.

Bir diğer konu da kısmen daha az deforme olan işçi gençliğinde örgütlenmemiz üzerinedir. Yıllarca kimi zaman mecburi kimi zaman bilinçli olarak öğrenci gençlik içinde daha çok örgütlenme faaliyeti yürüttük. Ancak öğrenci faaliyetinin geri dönüşü belki de harcanan emeğin çok çok azı oldu. Çünkü bu emek kampüs sınırlarında kaldı. Kampüs dışına çıkan öğrenciler en azından bir süre kapitalizmin çilesini daha az çekerken, işçi gençlik her geçen gün daha kötü şartlarla yüz yüze kalıyor. Bizim ağırlıkla dayanmamız gereken gençlik işte bu gençliktir. Devletin bile “tehlike”sinin farkında olduğu bu gençliği yine onun yarattığı her türlü yoz ortamdan çekip alarak devrime katabiliriz.

Önemli gördüğümüz başka bir nokta ise silahlı mücadeleye hazırlanma şekillerimiz. Her seferinde üzerinde durduğumuz, ancak bazen teknik, bazen takvimsel nedenlerle ertelemek zorunda kaldığımız eğitimler yarın çıkacak bir ayaklanmada bizler için ölüm kalım meselesi haline gelebilir. İçinden geçtiğimiz zamanlarda birebir yaşadığımız açık katliamlar sonrası, hem katliamları yaşayan yoldaşlarımız hem de dışardan izleyenlerimiz bütün legal yollara sırt çevirip IŞİDe karşı silahlı mücadeleye katılmayı düşündüler. Bazı yoldaşlarımız gitti, bazılarımız kaldı. Ancak şu bir gerçek ki silahlı mücadeleye kendimizi -nerde olursak olalım- hazırlamazsak bu hem yoldaşlarımız için hem Parti için ölümcül olabilir. Bu tür eğitimlerin bir avantajı da açık alanların kendine özgü sorunlarına bir ara verip gerçekten yaptığımız işin ciddiyetini ve sorumluluğunu kavramaktır.

Koşulların Marksizm-Leninizm’i bu kadar doğruladığı bir dönemde, biz örgütlülüğü dışarlarda aramaktan vazgeçip, ne zamanki en yakın çevremizi, ailemizi, yakın arkadaşlarımızı, sevgililerimizi, iş arkadaşlarımızı örgütlemeyi başarabiliriz, o zaman örgütsel sıkıntılarımızı aşmaya başlayacağız.

Login Form