(Nis 30, 2022) Açıklamalar Read more...   |    (Şub 24, 2022) Açıklamalar Read more...   |    (Oca 23, 2022) Açıklamalar Read more...   |    (Ağu 31, 2021) Açıklamalar Read more...   |    (May 12, 2021) Açıklamalar Read more...   |   

Devrimcinin işi devrim yapmak anlayışıyla yola çıkmıştık. İçimizde büyük bir ırmağın denize akan coşkulu duyguları hakim. Her yoldaşın yüzlerindeki gülümseyişte bunu hissedebiliyorduk.

Görev yerimiz Türkiye ve Kürdistan devrimi açısından stratejik bir bölgeydi. Görev alan her yoldaş da bu görevin sorumluklarını alabilecek birer militandı. Bu duygu içimizdeki enerjinin daha da artmasını sağlıyordu. Görevin zorluğunu ilk dönemlerde düşünme fırsatımız olmadı. Yolculuğumuz bizi o kadar motive etmişti ki, dağları aşacak bir durumdaydık. Bütün zorluklar ve sorunlar bize küçük gözüküyordu.

Farklı bölgelerden toplanan güçler belirlenen bölgede birleşti. Bir çoğumuz birbirini daha önce görmeyen insanlardı. Yalnızca ismini duyduğumuz insanlarla şimdi yeni bir sürece yön verecek ortak bir kader bağımız olmuştu.

“Kol”umuzun görevi her bakımdan önemliydi. Bu görevin başarıya ulaşması ayrıca yeni bir süreci de beraberinde getirecekti. Partinin uzun bir dönemden sonra tekrar yöneldiği bir alandı, bu büyük sorumluluk karşısında başarı için sağlam bir disipline ihtiyacımız vardı. Örgüt disiplini önemli olsa da, üstünde durmamız gereken başka belirleyici faktör olan öz disiplin alışkanlığının oluşturulmasıydı. Bu bir savaşçının yalnız kaldığı zaman bile sürekli ileriye yürümesini sağlayacaktı. Bize de bu gerekiyordu. Sonucu ne olursa olsun eksikliklerle uzlaşılmayacaktı Devrimci bir ordunun başarısı çelik disiplini sayesinde olur.

Ciddi görevler ciddi hazırlıklar ister. Ve bu görevleri yerine getirecek olanlar kendilerini buna göre hazırlamalılar. Biz de böyle hareket ettik.

Kampa bu perspektifle girdik.

Gerillanın eğitimi ve yaşamı zordur. Uzun bir eğitim dönemine girmiştik. Bu eğitimde en temel ilkemiz sürekli tetikte olmak ve her şeye kendimizi hazırlamaktı. Tetikte olmak için var olan sürece en iyi şekilde yoğunlaşmamız gerektiği bilincindeydik. Savaş her gün dahada zorlaşıyordu. Romanlarda okuduklarımız yaşamımızın bir parçasıydı. Et ve tırnak neyse savaş ta bizim için böyleydi.

Her yönüyle savaş psikolojisine girmiştik. Bu psikolojiye girmenin bir savaşçıya büyük katkıları oluyor. Kendini, düşmanı darbeleme üzerinde üretmek zorunda hissediyorsun. Darbelerken beraberinde kendi birimini nasıl koruyacağını, nasıl hareket etmesi gerektiğini ve savaşın ihtiyacı olan ne varsa onları düşünmeni sağlıyordu. Savaşa odaklanmak sürecin senden istediklerini karşılamak için kendini yenilemek ve zorlamaktır.

Kolumuz büyük bir görev için hazırlık yapıyordu. Bu kolda, Rojava devriminde partinin ilk savaşçılarından olan, cüreti, çalışkanlığı ve yaşamdaki proleter duruşu ile Sinan yoldaş da vardı.

Diğer yandan partinin sürekli üstünde durduğu illegal alanı örme ve yetkinleşme hedefi ile kendini donatan, dokunduğu her şeyde olumlu izler bırakan, duruşu ve pratiğiyle örnek olan Taylan yoldaş da vardı.

Kampımızın eğitim programını çıkarıp harekete geçmiştik. Kısa bir zaman içinde hedeflediğimiz noktaya ulaşmak için çok çalışmamız gerektiğinin farkındaydık. Savaşan bir ordu yaratmak savaşçıların karakterini, alışkanlıklarını değiştirmek, çelikten bir irade yaratmak kolay değil. Savaşa yalnızca pratik adımlar atarak hazırlanılmaz. Savaşın en zorlu dönemlerinde sağlam bir ideoloji ile donanmamış bir kadro, ne kadar nitelikli olursa olsun, cesaretle ileri yürüyemez. İnanç ve ideoloji bunları gerçekleştirmek için ihtiyacımız olan besin maddeleriydi. Bunun eksikliğini gidermek için kampta düzenli ideolojik eğitimler, pratikle birlikte kendini tamamlıyordu.

Eğitimimizin ana konusu doğal olarak gerilla savaşı, şehir ve kır gerillacılığı arasındaki koordinasyonun nasıl sağlanacağı... Savaşın olduğu bir bölgede deneyim kazanmak ve buna göre yetkinleşmek bizim en büyük avantajımızdı. THKO’dan bugüne Partinin geleneğini aynı nitelik ve kararlılıkla devam ettirmek için her şeyi yapmaya hazırdık. Ama bunun için ilk önce ciddi bir eğitimden geçilmesi gerekiyordu.

Soğuk ve sıcak havada uzun yürüyüşler; en az 30 kilo yükle saatlerce yürümek, gece yağmur altında kalıp kamp kurmak, düşmanın SİHA’larına karşı görüntü vermemek için saatlerce hareketsiz bir ağacın dibinde beklemek ya da bir taşın yanında durmak, sıcak havalarda belirli bir miktar su ile saatlerce yürümek, vücudu susuzluğa karşı güçlendirmek...

En fazla 6 saatlik uykuyla her güne onlarca işi sığdırmayı başarıyorduk.

Saat 5.30 da bütün kamp kalkmış olmak zorunda. Nöbetçi “rojbaş” çektikten sonra bütün kamp içtima alanına 15 dakika içinde gelmek zorundadır. Geç kalanlar katılmayıp düzeni bozacak pratik sergilediği için belirli ikazlar alıyordu.

Sabır, irade, cesaret ve sağlamlık, kolektif ruhu sağlamak eğitimimiz başlıca maddeleriydi. Bunun yanında teknik olarak eğitimlerimizi sürekli sürdürüyorduk.

Ardından düzenli bir saatlik spordan sonra mutfakçı kahvaltı hazırlıyordu. İlk ayağa kalkışımızdan yatmaya kadar aslında yaşamımızın kendisi bir eğitimdi. Çünkü dinlenmeden sohbete kadar her şey bir ordu disiplini şeklinde planlıydı, bu yöntem sayesinde   kolumuzda ortak bir ruh oluşmuştu.

Herkes yanındaki silah arkadaşının neye sinirlenip kızacağına hakimdi. Belirli alanlarda yetkinleşmeye kadar her şey belirli bir plan doğrultusunda işliyordu. Bu, zaman içinde yoğunlaşmayı en üst seviyeye çıkartmamızı sağladı.

İki günde bir atış yaptıktan sonra her birimiz daha isabetli atışlar yapmaya başladık. Silaha daha hakim olduk. Neyi, nerede, nasıl yapacağımızı daha iyi kavrıyorduk. Hedefi vurmak için nişan almaktan tutalım nefes kontrolüne kadar her nokta birbirini tamamlayan etkenlerdir.  Ve iyi bir atış yapmak için bunları bütünlüklü yapmak gerekir. Parmaklarımız tetiğe basarken, tetiğe dokunuşun ne ifade ettiğini anlayacak bir duruma gelmiştik. Sabit atışlarda başarı yüzde seksen beş doksanlara,   bazı yoldaşlarda yüzde yüzlere kadar çıkıyordu.

Bu sanıldığının aksine pratik olarak kolay bir şekilde sağlanmadı. İddiasında ısrarcı olanlar zorluklar karşısında yılmazlar.

Taylan bu aşamaya geçerken bir gün sohbetimizde bana şöyle dedi. “Yoldaş eğitim gerçekten zorlu geçiyor. Ve ben de zorlanıyorum.” Bu içten ve samimice bir yaklaşımdı. Ama aynı Taylan bütün çalışmalarda kendini önerendi. Güçlükler karşısında yılmayan, ama kendi eksiklikleriyle sürekli yüzleşen ve bu eksiklikleri aşmak için iradeyi büyük bir kararlılıkla ortaya koyandı.

Her savaşçı farklı şekilde anılır. Ama esas alınması gereken yer nasıl ileri yürüdüğüdür. Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminin en sert yaşandığı bu süreçte partinin bütün kadroları bugünkü tarihsel süreçte Taylan ve Sinan gibi kahramanlaşmayı ölçüt almalıyız.

Eğitim yaptığımız günlerin birinde normal yürüyüş ve tempomuzu aşma hedefi koyduğumuz yürüyüşte, dik tepelerde saatlerce yürüdükten sonra grupta herkes yorulmuştu. Fakat yürüyüşten önce sonuna kadar kendimizi zorlama iddiası ile yola çıkmıştık. Onun için molalar azaltılmıştı. Yürürken düşenler, ayağı kayanlar, yorgunluk artıkça olumsuz mırıldanmalar artıyordu.

Dik ve yüksek tepenin daha fazla dikleşmesinde yürüyüşün zorluğu artıyordu. Tek kol halinde yürüdüğümüzden, yalnızca önünde yürüyeni görebiliyorduk. Aramızda birkaç kişi olsa da Taylanın adım atmakta zorlandığını ve yürüyüş temposunun düştüğünü fark ettim . Yoldaş her şey yolunda mı diye sorduğumda “sorun yok yalnızca biraz yoruldum” dedi. Bir kaç dakika sonra fenalaşıp bayıldı. Kol yürüyüşünü durdurmuştu.

Biraz bekledikten sonra yanındaki yoldaş çantasını boşaltıp eşyalarını almaya yeltendi.  “Hayır bu benim yüküm ve ben yürümeye kendi yükümle devam edeceğim. Bunu yapmak zorundayım” dedi. Sözleri netti.

Bunun için başaracağına inanmak, bütün bu zorlukları aşma konusunda bize güç veren temel faktördü. Çelişkiler ne kadar büyük ve zorsa mücadelenin, bizden istedikleri de buna göre zorlaşır, artar. Savaşçının burada görevi kendini sürekli aşmayı bir ilke haline getirmesidir.

Bunu niyet olarak istemek yetmez, bunu yaratmak devrimciler için her zaman bir zorunluluktur. Mücadelenin gerçekleri niyetleri aşan bir şeydir. Taylan yoldaş yalnızca istemedi. Yürüdüğü yolda aşması gereken zorlukları tek tek aşarak yoluna devam etti. O, yeniyi yaratmak için yürüdü; bazen koştu, bazen sendeledi, fakat hiç bir zaman pes etmedi.

Savaşçıyı anlamak için nerede durduğuna bakmak gerekir. Teorisi pratiğiyle aynı olan kadrolar devrimi her şeyi ile hissedenlerdir. Onların işi, yaşamı devrim aşkı ileri taşımaktır. Videolarda seyredilen görüntüler durarak yerinde sayarak yaratılmadı. Her şeyi göze alarak, bilinçli ve cüretli bir şekilde ileri yürünerek, kendini aşarak ve mücadelenin ihtiyaçlarını karşılamak için atılan adımlardı.

Öncü bir kadro yol açandır. Yol gösterendir. Ve bu yolda ölüm olsa bile hedefinden ve iddiasından vazgeçmeyendir. Yürüdüğü yolun sonunda ölüm olduğunu bile bile yolundan bir adım bile geri atmayandır. İnandığı yolda ölüme meydan okuyarak ilerleyendir. Kişisel gözlemler onu anlamaya, anlatmaya yetmez; çünkü her kişisel gözlem, her zaman için yarım kalır.

Bir komünist, yaşamın tümünde yaptığı ve yarattıkları ile değerlendirilmelidir.

Savaşın sert yaşandığı bir dönemde yalnızca doğru söylemenin bir şeyi değiştirmeyeceğini, bu yüzden süreci değiştirmek için en önde olmak gerektiğini kavrayan ve pratik değiştirme sürecine girişendir komünist. Pratikte nasıl olacağını gösterendir. Savaşta ölümün kaçınılmaz olduğunu bilen, buna rağmen sabırsızlıkla görev alandır... Öncü kadro budur. Zorlanan ama yılmayan, hedefe ulaşmak için ilk önce kendisiyle uzlaşmayan ve savaşandır. Kişisel sorunları mücadelenin önüne koymayandır.

Tıl Rıfat, Minnak köyünde görevdeyken, yoldaşlar kendi branşlarına göre mevzilenmişlerdi. Taylan, ağır silah eğitimi almıştı. Bu ağır silahların içinde obüs, havan, katyuşa da vardı. Birim eylem hazırlığı halinde. Bu eylemler hareketli şekilde oluyor. Otonom birlikler ayarlanıp yapılıyordu.

Gelişen tekniğe karşı bir nevi önlemdi. Devletin tekniği bir topun ya da bir füzenin nereden atıldığını hemen yakalıyor. Bundan dolayı bu tür silahları kullandığımızda eylem yapılan yerden hemen uzaklaşmak en önemli noktadır.

Bu hareketli birlikler daha farklı alanlarda da oluşturulmuştur. Motorlara doçka monte etmek ya da var olan havanları gizleyebilecek sığınaklar yapmak, onları kamufle edecek yöntemler bulmak vb. bunlar arasında.

Sinan ise suikast eğitimini tamamladıktan sonra kendini daha fazla geliştirmişti. Buradaki deneyimlerden sonra sürekli düşündüğümüz temel nokta, bu hazırlıkların ülke de nasıl yapılacağı, bunun hangi tarzda nasıl uygulanacağıydı

Şimdi önümüzde duran görevlerin başında bunlar olmalıdır. Sığınaklar ayarlamak ya da silah malzemelerini uzun ya da kısa bir süreliğine saklayabilecek yerlere kafa yormakla yetinmemeli, bunun somut adımları hızla atılmalıdır. Bunlar neden gereklidir. Düşmanın gelişen tekniği karşısında bu tür barınma yerleri savaşı yürüten gücün ya da birimin korunmasını, gizlenmesini sağlar.

Düşmandan korunmanın yöntemlerinden biri de tünel çalışmalarıdır. Dünya devrim tarihine baktığımızda bütün gizli çalışmalar için bu tüneller ya da sığınaklar muazzam önem taşımıştır.

Rojava devriminde de bunun ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. Bununla birlikte Gerillanın Türk ordusu karşısında başarı elde etmesinin bir ayağı da tünellerdir.

Örneğin yenilmez olarak görünen İsrail ordusunu yenen Lübnan’daki direniş örgütleri 2005 yılında gerçekleşen savaşta bu taktikle başarılı olmuştur. Buradan çıkarmamız gereken sonuç, düşmanın, bütün teknik üstünlüğüne karşın devrimci irade karşısında başarı elde etmediğidir. Önemli olan bu irademizi savaşın her anında ileri taşıyabilecek bir disipline, kararlılığa ve azme sahip olmamızdır.

Girişilen işlerde, attığımız adımlarda istenilen başarının birden olmaması bizi karamsarlığa düşürmemelidir. Savaş sürekli değişen bir durumdur. Buna göre sürekli kendimizi yenilendiğimizde gelişecek her olumsuz durumda bunu aşacağımıza olan inanç olmalıdır içimizde.

Şehirlerde tünel çalışmalarının kırdaki gibi olmasını bekleyemeyiz. Buna rağmen şehirde bir gerillanın olumsuz bir durumda eylem yaptıktan sonra düşmanın ulaşamayacağı, belirli bir zamanda olsa onu koruyacağı yerlerin olması gerekiyor.

Afrin savaşının başlamasıyla birlikte savaşın ihtiyaçlarına göre konumlandık. Taylan, savaştaki ilk eylemini Bilbile ilçesinde yaptı. Aldığı füze eğitimini tamamladıktan sonra bu işi artık pratiğe dökme zamanı gelmişti. Düşman karşısında başarı kazanmak ona darbe vurmak bir komünist ve savaşçı için büyük bir mutluluktur.

Füze ile başarılı bir eylemi gerçekleştirmişti. “Bunu videoya çekseydik iyi olurdu. Yoldaş bunlar bir partinin önemli tarihi belgeleridir. Kimin ne yaptığından çok partinin yönünü kitlelere bazen kendi kadrolarımıza göstermek açısında önemi daha fazla artıyor” demişti.

Binlerce insanın izlediği görüntü Taylanların son eylemiydi. Ondan önce de yoldaş düşmana ciddi darbeler vurmuştu. Ölümsüzleşmeden bir kaç gün önce Meydanke cephesinde yapılan eylemdi o son görüntü.

Savaşın en zor dönemlerinde görev almak istemeyen birçok insan görürsünüz. Dökülenler, bırakıp kaçanlar, ihanet edenler. Bir de savaşın içinde kahramanlaşanları görürsünüz. Sade duruşları ve özverileriyle bir çok insana güç verenleri, onlara yol gösterenleri...

Komünist kültürü yaşamının her anında yaşatmak için sürekli ileri bakan yoldaşlar ölümsüzleştikleri son ana kadar bu şekilde yaşadılar. Bizimle birlikte yaşamaya da devam ediyorlar.

Her görevi aynı ciddiyetle yapardı. Silahla atış yapmak veya onu temizlemek, aynı amaç için olduğundan hiçbir işi küçümsemezdi. En ufak bir işte bile bütün detaylara bakarak işi eksiksiz yapmak için uğraşırdı. Şiirleri ve söylediği Cordoba şarkısını kamptaki herkes ondan dinlemek isterdi. Kolektif yaşamı bir insan için hava ve su gibi zorunlu olarak görürdü. O sürekli silahlı mücadeleyi nasıl ileri taşıyacağını düşünen, buna göre plan yapan ve görev almaktan hiç bir zaman çekinemeyendi.

“Devrimcinin işi devrim yapmaktır.” Bu söz Sinan’ın en çok sevdiği sözdür. O bu söze yaşamın son anına kadar sadık kaldı.

Bu atılımı yapan herkes ilk önce kendisiyle savaşmalıdır. Sinan yoldaş sürekli kendisiyle savaşarak gelişti. Devrim sürekli harekettir. Ve bu hareket karşısında tekrar ve tekrar kendini aşan bireyler ancak hedefine ulaşır

Bunun için sağlam teoriye hakim olmak önemli olsa da, belirleyici olan şey devrimi bütünüyle hissetmek ve zafere inanmaktır. Partisine bağlılıktır. Sinan yoldaş işte böyle bir yoldaştı. O inandıklarını yaşama geçirmek için her zaman en önde olmayı istedi.

Afrin savaşının ilk günlerinde faşist Türk devleti bütün gelişmiş tekniğiyle amansızca saldırdığında, heyecandan yerinde duramıyordu. Başkaları cephede savaşırken dinlenmek, büyük bir suç işlemek gibi gelirdi ona. “Yoldaşlar cephede ben buradayım. Onlar soğukta dururken benim de onların yanımda olmam gerekiyor”.

Bu sözler komünist duyguların ne kadar yüksek olduğunu gösterir. Bu sözleri söylemek için teoriye hakim olmak yetmez. İnandığı davaya sıkıca sarılanlar ancak bu sözleri söyler. Devrimi ve yoldaşlarının yaşadıkları zorlukları an be an hisseden, bu yalın ve derin bir duyguyu benliğinde hisseden Sinan yoldaş gibileri ancak söyler.

Savaşın ilk günlerinde Reco cephesindeyiz. Sinan yoldaş yanıma gelip “yoldaş ben bugün göreve gitmek istiyorum” dedi. Faşistlere karşı beslediği kin, onu her dakika görev almaya zorluyordu. Konuşmalarında bunu herkese en içten duygularıyla hissettirendi.

Sinan ölümsüzleştiğinde, Taylan “Bir savaşçıyı nasıl anlatabilirsiniz” demişti.

Evet gerçekten bir savaşçıyı kim, nasıl anlatabilir? Onu en iyi anlatabilecek olan onunla yaşamı 24 saat geçiren olmalıdır. Bu da yetmez -onunla yaşamı paylaşan, sevincini ve öfkesini yaşayan, beraber hayal kurandır. Taylan ve Sinan arasındaki yoldaşlık böyleydi. Ve ancak onun yaşadıklarını anlayan, Taylan’ın sözlerinin anlamını hissedebilir.

Sürekli üretmeye çalışıyorlardı. Che’nin gerilla savaşı kitabından eğitim çalışması yaparken, Che’nin ürettiği bir bomba atarı göstererek, “bizim de kendi silahımızı üretmemiz gerekiyor. Bunun için bunu ilk bizim düşünmemiz lazım” deyip, kısa bir süre sonra silah yapmak için harekete geçmişlerdi. İyi de yol almışlardı. Silahın belirli parçaları üzerinde çalışırken Afrin savaşı başladı. Çalışmayı yarıda bıraktılar. Onların ardılı olan bizlerin buradan çıkarmamız gereken sonuç inisiyatif ve yaratıcılık ve yeni bir çalışmada korkmadan ileri yürümek olmalıdır. Olur mu olmaz mı türünden soyut tartışmalar yerine, somut adımlar atmak olmalıdır. Önemli olan bunun yapılabilirliğine inanmaktır. Koşulların yaratığı zorluğa teslim olmamaktır. Partinin ihtiyacının devrimin ihtiyaçları olduğunu hissetmektir. Bunun için nerede olursak olalım buna kafa yormaktır.

Sinan ve Taylan yoldaşlar partinin verdiği her görevi, bütün olumsuzluklara rağmen yapmak için hareket ettiler. Parti kadrosunun nasıl olması gerektiğini pratikleri ve yaratıkları değerlerle ortaya koydular. Onlar savaşı kafalarında kazanmışlardı. Ve bu zafer karşısında hiç bir engel duramazdı, duramadı.

Devrimci yaşam sancılıdır. Kanlıdır. Umutludur. Sürprizlerle doludur. Bu sürprizler karşısında ileriye yürümek zordur. Buna rağmen onlar tarihsel görevlerini, hayatlarını ortaya koyarak omuzladılar. Bize büyük bir miras bıraktılar. Kanlı, sancılı zorlukları büyük bir inanç ve kararlılıkla aştılar. Onlar istedikleri gibi yaşadılar. Ve düşlerinin yolunda sonuna kadar yürüdüler. Partinin tarihin akışına yön vereceğiz atılımı ile göğü ilk fethe çıkanların arasına katıldılar.

Şimdi bu yarım kalmış tarihsel görevi zafere taşımak bizim ilk görevimizdir. Bunun için her kadro kendine şu soruyu sormalıdır: parti bizden ne istiyor.

Bu her dönem önümüze çıkan sorunların başında gelir. Türkiye ve Kürdistan birleşik devriminin zaferi için bu soru şimdi daha hayati önem taşımaktadır. Çünkü önümüzde bizi bekleyen büyük bir ayaklanma var. Ve bu ayaklanmayı zafere taşımak için büyük bir cesaretle ileri atılmaktan başka çaremiz yok.

Login Form