(Kas 25, 2023) Açıklamalar Read more...   |    (Kas 23, 2023) Açıklamalar Read more...   |    (Kas 22, 2023) Açıklamalar Read more...   |    (Eki 09, 2023) Açıklamalar Read more...   |    (Eyl 01, 2023) Açıklamalar Read more...   |   

Dünya üzerinde halklar ve sermaye arasında uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden doğan ve kapitalist sistemin ömrünü tamamlamış olmasıyla açığa çıkan kriz durumu yeni bir boyut kazandı.

Uzun zamandır çalan savaş çanları tüm yer kürede yankı bulmaya başladı. 3. Dünya Savaşı’nın sertleştiği bu günlerde dünya iki kutba ayrıldı. Bir yanda emeğin dünyası diğer yanda sermayenin dünyası... Savaştan zaferle çıkmak isteyen erkek egemen sistem her türlü baskı aygıtlarını, şiddet biçimlerini ve katliam politikalarını örgütlemekte ve bu konuda sınır tanımamaktadır.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Gününü karşıladığımız bu savaş günlerinde şiddet tüm yer kürede varlığını devam ettirmektedir. Onlarca kadının erkek eliyle katledildiği, evlerinin düşman bombalarıyla yıkıntılara dönüştüğü, faşist devlet eliyle zindanlarda tutsak alındığı, çalışma koşullarının ağırlaştırılıp yoksulluğa mahkum edildiği günlerden geçmekteyiz.

Onlarca kadın mahkum edildiği koşullara karşı koyduğu için, boşanmak istediği için, ilişkiyi ya da evlenmeyi reddettiği için, kendi hayatına ya da bedenine dair karar almak istediği için, sebepli ya sebepsiz yere katledildi. Hem de en yakınları tarafından... Katilin adı baba, koca, abi, kardeş, sevgili oldu. Katillerin eline silah veren ise bizzat faşist devlet oldu. Katledilmediyse bile fiziki şiddete maruz kalması yetmedi, duygusal ve psikolojik şiddete mahkum edildi.

Önce Ukrayna (Nato)-Rusya savaşında şimdi de Siyonist İsrail-Filistin savaşında savaşın en ağır yükünü kadınlar sırtlanmak zorunda kaldı. Bütün bir yaşamını, hayallerini, geleceklerini bombalanan şehirlerinin yıkıntısı altında bıraktılar. Kimi zaman çocuklarının cansız bedenlerini kimi zaman kendi cansız bedenlerini toprağa karıştırdılar.

Devlet şiddetinin en açık biçimi ile karşı karşıya kaldılar. Kadınların özgürlük mücadelesini tehdit olarak gören faşist devlet ya gözaltılarla ya da tutuklamalarla geri adım attırmaya çalıştı. Ne gözaltıların ne de tutsaklığın geri adım attıramayacağını görünce tecrit politikalarında koşulları ağırlaştırdılar. Tecrit politikaları derinleşirken sessiz sedasız S Tipi zindanları hayata geçirmeye başladılar. Yan duvarında bile hangi tutsağın olduğunu bilmeden, parçalanmış, örgütsüzleşmiş bir zindan yaratmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Fabrikalar ve atölyeler başta olmak üzere bütün iş yerlerinde daha fazla sömürü, düşük ücretle ve güvencesiz çalışma koşullarıyla sınandı, sınanmaya da devam ediliyor. Patronlar sermaye birikimini arttırırken kadınlar ise her geçen gün daha da yoksullaştı.

Bu saldırılar yetmezmiş gibi ne giyeceğine, nerede gezeceğine, nasıl okuyacağına, kiminle birlikte olacağına karar veremez oldu. Kendi yaşamına dair tüm söz hakkı elinden alındı.

 

Savaşların, Sömürünün, Erkek Şiddetinin Olmadığı Bir Dünya Kurabiliriz!

Savaşın her aşaması, hem etkilendiğimiz hem de etkilediğimiz koşulları yaratmaktadır.

Savaşın bizleri etkilediği koşullara mahkum değiliz. Aksine bu koşullar bizlere savaşmak için nedenler yaratmaktadır. Biz kadınlar bu savaşın bir parçasıyız. Düşmanı vuracak araçlarımızı elimize almanın zamanı çoktan gelmiştir. Daha bilinçli ve örgütlü bir güce dönüşür, kadınların birleşik mücadele perspektifini yaratabilirsek tarihe yön verebiliriz. Savaşı ancak ve ancak savaşarak sonuca ulaştırabiliriz. Savaşların, sömürünün, erkek şiddetinin olmadığı bir dünya kurabiliriz.

Tam 63 yıl önce, “Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da.” diyen Patria Mercedes Mirabel bugün bizlere mücadele perspektifini açıkça işaret etmektedir. Savaşmaktan başka bir koşulumuz yoktur!

“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü.” diyen Minerva Argentina Mirabel’in de ifade ettiği gibi yaşanılanlara seyirci kalmayacağız. Savaş mevzilerini dolduracak, silahımızı kuşanacağız!

“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz.” diyen Maria Mirabel’in kararlılığı ile düşman ne kadar saldırırsa saldırsın sinmeyecek, sonuna kadar savaşmaya devam edeceğiz. Hiçbirimiz hayatlarımız pahasına mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

Mirabel Kardeşlerin Devrimci Mirasını Bıraktıkları Yerden Devralacak Daha İleri Taşıyacağız!

Kadın mücadelesi her zaman öncülerini yaratmıştır. Ve bu öncülerin açtığı ve yürüdüğü yolun devamcıları olarak ardıllarımıza bırakacağımız mücadele perspektifimizin bilincindeyiz.

Bugüne kadar çok yol katedildi, zafere her seferinde biraz daha yaklaştık. Yeri geldi dağda, yeri geldi şehirde, yeri geldi fabrikada, yeri geldi mahallelerde verilen savaşın getirilerini sırtlandık ve sırtlanmaya da devam ediyoruz. Bugün bu kadar emin konuşabiliyorsak dünün pratiğinin mirasçıları olmamızdan kaynaklandığını biliyoruz.

Kelebeklerin kanat çırpışı bir diktatörlüğü yıktı. Şimdi binlerce kelebeğin kanat çırpışı tüm dünyaya yayıldı. Savaşan kelebeklerin kanat çırpışı sonucu belirleyecek. Erkek egemen sistemi yıkacak, özgür bir dünya yaratacak!

25 Kasım’ı yaratan üç cüretli yüreği, üç savaşçı kelebeği yeniden selamlıyor, onların ve ölümsüzleşen tüm kadın yoldaşlarımızın şahsında “Ya Devrim Ya Ölüm’’ şiarını yükseltiyoruz.

Dünyanın her bir köşesinde yaşamı var etmek adına çıkılan bu yolda silahlarını kuşanan kadın yoldaşlarımıza selam olsun!

Faşizmin zorbalığını yok etmek adına bulunduğu bütün alanları mevzisi bilen kadın mevzidaşlarımıza selam olsun!

Erkek egemen sisteme karşı savaşmak isteyen tüm sınıfdaşlarımızı, kadınlarımızı devrimci savaş alanlarına çağırıyoruz.

YAŞASIN KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZ!

KADIN DEVRİM ÖZGÜRLÜK!

Leninist Gerilla Birlikleri Kadın Birimi

Login Form