(Haz 10, 2019) Açıklamalar Read more...   |    (Ara 20, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (May 05, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (Şub 23, 2018) Açıklamalar Read more...   |    (Oca 14, 2018) Açıklamalar Read more...   |   

“Karar Gazetesi”nde, gazeteci kılığında yazıcılık yapan Yıldıray Oğur nam şahıs, yakın zamanda bu dünyadan göçen bir “online arkadaşı”yla ilgili yazarken, çizmeyi aşarak, yoldaşımız Mahmut Murat Ördekçi hakkında tümüyle yalan, iftira, gerçek dışı iddialar ileri sürmüş.

Yıldıray Oğur nam şahsı, tanımayız etmeyiz. Dolayısıyla ne kendisiyle ne de -gerçek ya da sanal- arkadaşlarıyla, bu güne kadar, bir ilgimiz olmadı; dönüp kimdir bunlar, diye bakmadık. Taa ki, yakın zamanda bazı dostlar “şöyle bir yazı var, isterseniz bir bakın” diyene kadar. 25 Mayıs 2019 tarihli Karar Gazetesinde yayınlanan söz konusu yazı, “Her Şey Neden Güzel Olmadı” başlığını taşıyan satırlar toplamıydı.

Bu vesileyle “kimdir bu adam” diye merak edip, beş dakikalık bir araştırma yaptık. Beş dakikadan fazlasına gerek kalmadan, öğrendik ki, “kötü gazeteci”nin tekiymiş. Bizim iddiamız değil, kendi itirafıdır.

Bir “tık”lamayla google’dan herkes Yıldıray Oğur hakkında şu bilgiye anında ulaşabilir:

Oğur, Türkiye'de kaleme aldığı 19 Haziran 2016 tarihli yazısında, 2010 yılında ellerine geçen belgelerle kandırıldıklarını itiraf etti; suçlarının yalnızca "kötü gazetecilik" olduğunu ifâde ederek diğer basın organlarının da haberlerin kaynağını, ciddiyetini, doğruluğunu sorgulamadan peşlerinden gelerek suça ortak olduklarını iddia etti.”

Kandırılıyor, kötü gazeteci olduğunu itiraf ve kabul ediyor, haberin, bilginin kaynağını, ciddiyetini doğruluğunu sorgulamadan yayınlamamak gerektiğini, geç de olsa, anlıyor... Peki tüm bunlardan sonra Yıldıray Oğur’un ne yapmasını bekler insan? Anladığını, öğrendiğini hayata geçirmesini değil mi? Ama ne gezer!

Yıldıray Oğur, yine eski yolundan devam ediyor. Gitmek zorunda da; başka çaresi yok. Hele de komünistler, devrimci örgütler söz konusu ise, onları karalamakta sınır tanımamak, aklına ve dilinin ucuna geldiği gibi, “kaynağı, ciddiyeti, doğruluğu” sorgulamadan kalem oynatmak zorunda. Yağlı bir kemik elde etmek, bol bir arpalıkta eşelenmek için başka yol yok. Mehmet Barlas duayenleridir bunların...

Marx, neredeyse yüzelli yıl önce, “çıkar gözetmeyen araştırmaların yerini ücretli yumruklaşmalar, gerçek bilimsel araştırmaların yerini kara vicdanlı ve şeytanca mazur göstermeler al..”dı diye uyarmıştı.

Sadece Yıldıray Oğur’dan değil, burjuvazinin arpalığında eşinen; yağlı kemik peşinde koşan hiç bir burjuva yazardan, iktisatçıdan vb vb, “haberin kaynağının ciddiyetini, doğruluğunu” sorgulamasını, bilimsel doğrulara sadık kalmasını, işte bu yüzden, beklemiyoruz.

Ama “her şer’de bir hayır vardır”. Yıldıray Oğur nam şahsın “makale” diye yazdığı satırlar toplamı vesilesiyle Murat Ördekçi yoldaşın kahramanlığını ve gerçekleri emekçi sınıflara bir daha anlatmak boynumuzun borcu oldu.

Yıldıray Oğur’un Murat Ördekçi yoldaş ve saflarında savaştığı örgütle ilgili cehaletinden başlayalım.

Gazeteci kılığındaki bu “ücretli” adam, Murat Ördekçi yoldaşı kastederek, diyor ki, “örgütün de ‘şehidi olarak selamladığı...”

Oysa Murat yoldaşın saflarında savaştığı örgüt, hiç bir zaman “şehit” kavramını kullanmamıştır, kullanmaz. Çünkü bu kavram, Yıldıray Oğur gibi dincilere, şimdi Suriye’de kafa kesen dinci katil sürülerine, mezar evler mucidi ve Yıldıray Oğur’un dolaylı/dolaysız muhibbi Hizbullah sürülerine vb vb. aittir; komünistlere değil. Yıldıray Oğur gerçeğin peşinde olsaydı, bir iki dakikalık çabayla gerçeği öğrenebilirdi.

İkinci yalan ve iftira.. Diyor ki Yıldıray Oğur, “ O (yani Murat Ördekçi yoldaş bn.) da benzer bir muhasebeyle kendi bağımsız kimliğini oluşturmuştu”

“Balyoz Kumpası” davasında cezadan sıyırmak için “kandırıldım” numarasına yatan, ve muhtemelen, Esad’a yaptığı çıkışla Tellioğullarının Küçük Enişte’sini aratmayan Davutoğlu ya da adamlarının aracı olmasıyla cezadan kurtulan -elbette bu bir tahmindir- Yıldıray Oğur, Murat Ördekçi yoldaşın örgütünden ayrıldığını, ayrılmayı düşündüğünü, “muhasebe yapıp bağımsız kimliğini oluşturduğunu”, ıkına-sıkına, ima etmeye çalışıyor.

Yıldıray Oğur’a tavsiyemizdir: Ikınmadan düşünce çıkmaz, en fazla, sindirim sisteminin son halkasından başka şey çıkar. Beynini verimli kullanmaya çalış, duyduğun şeyleri, doğruymuş gibi ortaya sürmeden önce varsa akıl süzgeci, oradan geçir, teyit ettir sonra yayınla. Bu tavsiyelerimizin tekine bile uymayacağını biliyoruz. Çünkü dedik ya, sizin için komünistler, devrimciler sözkonusu olduğunda, önemli olan “çıkar gözetmeyen araştırmalar”, doğrular değil, karalamalarınız, yalanlarınız, iftiralarını karşılığında, burjuvazinin, iktidarın, burjuva politikacıların önlerinize atacağı kemiğin yağlılık miktarı ve alacağınız “aferin”lerdir.

Gerçek şudur: Murat Ördekçi yoldaş, son nefesine kadar, Partisine, devrim ve komünizm davasına, yoldaşlarına sınırsız bir bağlılık içinde kalmıştır. Öyle ki, -burjuvazinin çanak yalayıcıları anlamak ve kavramakta çok zorlanırlar ama gerçek budur- Murat Yoldaş, bir yoldaşının kucağında, son nefesini vermeden dakikalar önce, kendini değil, yoldaşlarını soruyordu. İşte, O böyle bir kahramandı.

Bizim sözlerimize inanmanı elbette beklemiyoruz. Ama dönemin Cumhuriyet Başsavcısı’ından, Cezaevi müdürlerinden, başgardiyanlardan, gardiyanlardan da Murat Ördekçi yoldaşın Partisine bağlılığını, nasıl bir devrimci olduğunu sorup gerçeği öğrenebilirsin. Murat yoldaş, Bayrampaşa zindanında Parti’sinin temsilcilerinden biri olduğu için bunların hemen hemen tümü onu yakından tanırdı.

Yıldıray Oğur’a diyoruz... Kavramak ve anlamak için aklın ermez, bilgi dağarcığın yetmez ama biz yine de söylemiş olalım: Bayrampaşa zindanında rahatça hareket eden, zindan idaresiyle her gün, her saat görüşebilen biri, örgüt baskısından kurtulmaya çalışacak olsa bu onun için dünyanın en kolay işi olurdu.

Gerçeği öğrenebilmen için, bu kadar bilgi ve ipucu yeter mi?

Şimdi sana -aslında senden çok, senin karaladığın satırlar vesilesiyle emekçi sınıflara ve Kürt halkına- Murat yoldaşı 19 Aralık’ta gösterdiği kahramanlıkla biraz daha tanıtalım.

Aylardır “geliyorum” diyen operasyonu tutsaklar, eldeki olanaklarla hazırlık yaparak karşıladılar. Bu hazırlıkları yapan komitenin başında ise, Murat Ördekçi yoldaş vardı.

Özetle, operasyon, düşmanın silah atışlarıyla başladı. Murat yoldaş, “operasyon var” sesiyle uyuyan tutsakları uyandırır ve hemen bir yoldaşının yanına koşarak onu, düşmanın atış hedefinden korunaklı bir noktaya götürür. Bu arada silah sesleri bir anlık kesilir ve hopörlerden “teslim olun” sesi yükselir. İşte o sesi Murat yoldaşın “asıl siz teslim olun” sözleri bastırır. Düşman bu yanıt karşısında tekrar silah tarakasına başlar.

Murat yoldaş, bulunduğu noktadan ayrılır ve koridora geçer. Orada barikatların oluşturulmasında tutsaklara öncülük eder. Murat yoldaş bu barikatlarda siper yoldaşlarıyla birlikte saatlerce savaşır. Tutsaklar, silah bakımından çok üstün düşman karşısında yavaş yavaş geri çekilmek zorunda kalırlar. İşte Yıldıray Oğur’un sözünü ettiği koğuş/avluya böyle gelindi.

Koğuşa sıkışan tutsaklar, avluya çıkma kararı alırlar. Avluya çıkılır ve “bize ölüm yok” marşı eşliğinde halaya durulur. Çatıdaki düşman çok kısa süren bir şaşkınlıktan sonra avluya gaz bombaları yağdırır. Yağmur gibi gelen gaz bombaları karşısında boğulma hissiyle, yüzlerce tutsak, tekrar koğuşa yönelir. Murat yoldaş, başka bir örgütten bir arkadaşına yardım etmek isterken geride, avlunun koğuş kapısına en uzak noktasında kalır. Ve işte orada, çatıdaki düşman tarafından kasığından vurulur. Devrim ve komünizm davasına iliklerine kadar bağlı bir kahraman işte böyle aramızdan ayrılıp evrenin sonsuzluğuna karıştı.

Bütün bunları okuduktan sonra -okursan şayet- yine bildiğini okuyacağını; sermaye sınıfının sana sunduğu olanaklarla devrimi, devrimcileri, komünistleri karalamaya devam edeceğini tahmin etmek güç değil. Buna mecbursun da; yoksa yemliğinin kesileceğini de biliyoruz. Ama biz buna alışığız. Devrimciler, komünistler tarihleri boyunca devrim düşmanları tarafından her türlü saldırıya, her türlü iftiraya, karalamaya, yalana uğramış, defalarca bastırılmış, geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Ama aynı devrimciler, aynı komünistler, okyanustaki bir ağaç gövdesinin dipten tekrar tekrar su üstüne çıkması gibi, tekrar tekrar tarih sahnesine çıkmayı ve kavgayı sürdürmeyi başarmışlardır. Sonuçta, kimin kazanacağını, Sarp Kuray’ın 12 Mart Sıkıyönetim mahkemesinde faşistlere ve mahkeme heyetine çektiği hareketi ve söylediği sözleri hatırlatarak anlatmış olalım. Başka dilden anlamazsınız siz.

Murat Ördekçi yoldaş, kendini devrim ve komünizm davasına adamış bir kahraman olarak yaşadı ve bir kahraman olarak öldü. O Deniz’leri, Mahirleri, Sinanları, Seyit Konukları örnek almıştı. Onlar gibi yaşadı, onlar gibi evrenin sonsuzluğuna karıştı. Onun için adı sonsuza kadar yaşayacak ve üzerini örten toprak yoksul emekçilerin soylu gözyaşlarıyla sulanacak.

Size gelince... Kimsenin arkasından ağlamadığı ölen liderlerinize bakın.. “Kahraman” diye andığınız Çatlı gibi katillerinize bakın..

Tam da bu yüzden, bizim ölülerimizin mezar taşlarına “Zafere Dair” şiirinin mısraları; sizin ölülerinizin mezar taşlarına Kazak Abdal’ın en bilinen şiirinin sözleri yazılı olacak..

Hiçbir hezeyanınız, kara çalmanız, yalanınız, iftiranız bu sonu değiştiremeyecek!

Murat Yoldaş

 

 

 

 

Login Form